Denemeler - Kimse Yokluğunda Bu Kadar Sevilmedi
"Gel demeni bekleyemedim
Sana geldim
Gitme demeni bekledim
Gönderme beni diyemedim..."
Şaşırtıcı bir aşkın öyküsünü okumayan ve okuduktan sonra da kalabalığın arasında kendini bir an olsun Robenson gibi hissetmeyen ve bir aşk güzellemesinin kısa kesitlerinde hayatımıza dair yeni hayaller kurmayan yoktur. Gözlerimin altında oluşan torbalardan artık pek genç de olmayacağımı haykırırken aynalar, yatağımın altındaki eski gazetelere ve kitaplara takıldım bir süre. Tozlu bir kitap aldım elime, adı: Arkadaş Sevgili. Hayyam'ın değimiyle tutunamayanların öyküsü. Teori ve pratikte aslında bendim kahraman....
Okumaya başladım...
Gökyüzü pazen yıldız geceliğini soyunmuş, Ankara ile uyuşmayan bir şeylere isyan derecesinde yaparken protestosunu, şafağa doğru gecenin en can alıcı yeri, kış gecesi; otel odası gibi bölünmüş yüreklerden kaçıp, bir otel odasında, ellerine başka sevda değdirmeden, gözlerine göz baktırmadan ve en önemlisi sevebilen bir yürekleri yokmuş gibi davranıp gizli saklı birbirlerini bekleyen, bir kadın ve bir erkek arasında başlıyordu hikaye:
"Yetmez mi başlangıçlar?" diyordu erkek. "Yeter be erkeğim ama korkuyorum önce kendimden, sonra duygularımdan" diyordu kadın.
Erkek haykırıyordu:"Seviyorum seni diyorum, anlasana seviyorum."
"Yoksun, uzaksın ve olmayacaksın diye çok ahh çektim."
Kadın anlamışçasına başını eğiyor, "yanlış bir şeyler var" diyor ve susuyordu. Otel odası sessizleşiyordu.
Erkek çekiyordu gözlerini kadının dağınık saçlarından...
Dünya duruyordu sanki....
Şafağa yani toplumla birlikte yaşama savaşına kadar, siyah simsiyah gece ve en yakın dostu sessizlik; yavaş yavaş demlerlerken kafalarını, kadın kapandığı ve yüreğine taş bastığı odada yumdu gözünü, döne döne uçup giden bulutlar gibi uçtu gitti benliği. İlk öpüşmeleri gelmişti aklına. Nasıl da titremişti? Sıska bir dal gibiydi, kırılabilirdi hemen. Ne hayaller geçmişti kafasından o kısacık sürede. İlk öpüşmeleriydi ne de olsa, çatlak dudakları ilk kez yanıyordu, ilk kez arzu doluydu ve ilk kez paylaşıyordu karşıt sıcaklığını sevdalısının. Gözleri dolmaya başlamıştı, irkildi, fark edebilirdi erkek. Görsün istemiyordu. Gururluydu aptal olduğu kadar ve öylede kaldı...
Erkek başlamak istiyordu söze yeniden, konuşmak, bir şeyler daha söylemek istiyordu. Ama ne diyeceğini bilemiyordu. Öylesine kaldırdı kafasını, göz göze gelmekten korktuğu halde, baktı, rahatladı. Başı önündeydi kadının göremezdi O'nu. Bir süre seyretti kadını. Daldı kadın gibi. İlk buluştukları günü hatırladı. Yeşil bir gömlek giymişti kadın, üzeri beyaz dantelli, saçları salıktı, baharı andırıyordu gözleri, yeşil canlı ve sıcak bakıyordu. Ne çok sevmişti O'nu tanımadan henüz, belki gözleri kamaşmıştı, saçlarından güneş sızıyordu, ayrı bir mistizmi vardı o ilk anın, elini uzatmıştı, kavramıştı uzatılan eli sımsıkı. Ne sıcaktı, nelere gebeydi bu, elini veren kolunu verir misali. Dolaşmışlardı saatlerce hiç ayrılmadan elleri, sonra gece olmuştu, ayrılmışlardı, üzülmüştü, yine üzgümdü ve kendine geldi...
Özlemin buruk bir tadı vardır. Hele özlenen kişi "kimse yokluğunda bu kadar sevilmedi" diyebileceğimiz kadar tarif edilemez duygularla kazınmışsa kalbimize...
Erkek belleğinde garip bir boşluk, yine daldı. Kumsalda yalnız olduğu bir günü ve çıplak ayaklarını anımsadı, kuma gömülü duruşlarını, düzensiz dalgaların gelip gidişini. Kendince bir kehanete inanmıştı dalgalar parmak uçlarına değerse seviyordu O'nu kadın. Bir süre umutsuzluk ve yalnızlık içinde beklemişti. Yüzlerce dalga geçip gitmişti. Erkek ise kıpırdamadan durmuş, hayal kırıklığını denize göstermemeye çalışıyordu, ta ki beklediği olana kadar: Güneşin altında pırıl pırıl bir mavi dalga sahile çarparak beyaz köpükler halinde dökülmüştü, kumsal boyunca uzanarak bekleyen ayaklarına, oradan bileklerine ve dizlerini bulmuştu. Ayaklarının altında ıslak kumların çöktüğünü hissetmişti ve aynı anda hem paniğe hem de büyük bir sevince kapılmıştı. Deniz O'na, kadının O'nu sevdiğini söylemişti. Dünyalar O'nun olmuştu. Oysa şimdi yalandı her şey sevmiyordu....
"Mutluyum demeyi öyle çok isterdim ki" dedi kadın...
Bir iki derken fazlasıyla kaçırdığım viskinin de tesiriyle ağırlaştı gözlerim. Kitabı okumaya ara verdim, kapı arkasında ki elbiselerime takıldı gözlerim, süzdüm onları, hepsi benim gibi birbirinden yorgun görünüyorlardı. Üstelik benim hayatımdan daha düzenli sayılırlardı askıdaki hayatları.
Daha sonra mı?
Boş verin...








Yorum Ekle
Yazdır
Arkadaşına Gönder
Yorumlar