Size bir telefon kadar yakınım. GSM: 0 555 274 41 97
"Yaşamak değil, beni bu telaş öldürecek" dediği gibi şairin, o telaşla sevdiklerinizle doyasıya sohbet edemediniz. Gözünüz saatte söyleştiniz, hep konuşur gibi yaşadınız, yarışır gibi çalıştınız. Hep yetişilecek bir yerleriniz vardı, aranacak adamlarınız, yapılacak işleriniz. Bir sonraki günün telaşı bir öncekine karıştı, başkalarının hayatı sizinkini aştı. Sabahları çalar saat sesi yerine, kuşluk vakti kızarmış ekmek kokusu veya sevgilinizin busesiyle uyanma düşlerini hep ertelediniz. Yirmili yaşlardayken otuzlara kurdunuz saatinizin alarmını, otuzlarınızda kırklara, belki sonra ellilere. Lakin öyle yanlış kurgulanmıştı ki hayat, kuşlukta uyanma fırsatını sunduğunda size, artık uyku girmez olmuştu gözlerinize. Doyasıya söyleşmek, telaşsız sevişmek için bol zamana kavuştuğunuzda; söyleşecek, sevişecek kimsecikler kalmadı yanınızda. Özenle yarına sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz vakti gelip sandıktan çıkardığınızda; birde baktınız ki tedavülden kalkmış.  Tedavülden kalkmadan hayatınız terapi alın. Kendiniz ve sevdikleriniz için gerçekten bir şeyler yapın.
Eşcinsellik Kader Değildir En İyi Terapistim BEN Erken Boşalmanın Üstesinden Gelmek Vajinismus'un Üstesinden Gelmek Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı Edebi Cinsellik
 

Holistik Psikoterapi

“İçimde sıkıntı var, bunaltı var”
“Anlamsız bir boşluk hissediyorum”
“Mutlu değilim”
“Sık sık ağlıyorum”
“Huzursuzum”
“Gerginim”
“Çok sinirliyim”
“Kötü bir şeyler olacak diye endişe duyuyorum”
“Hayattan tat alamıyorum”
“Sık sık kendimi kaybediyorum, bayılıyorum”
“Hastalığımın çözümünde farklı yollar arıyorum”
“Hastalığın bir kader olmadığını düşünüyorum”
“Evliliğimde sorunlar yaşıyorum”
“Eşimle boşanmanın eşiğine geldik”
“Erken boşalıyorum”
“Sertleşme sorunlarım var”
“Cinsel isteksizlik yaşıyorum”
“Cinsellikten bir şey anlamıyorum”
“Cinsel ilişkiye girmekten korkuyorum, kasılıyorum.”
 
Destekleyici ve Eğitime Dayalı Yoğunlaştırılmış Holistik Psikoterapi
Psikoterapi; bireylerin ruhsal alanda duygusal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, ruh sağlıklarının geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adıdır. Bilinçli ve bilinçdışı çatışmalardan dolayı bozulan ruhsal dengeyi sağlamak, psikolojik eğitim vermek, düşünce ve duygu alışverişi kurmak, çiftlerin veya bireylerin kendilerini tanımalarını sağlamak, ilişki çatışmalarını çözümlemek, bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri azaltmak, çiftler arasındaki ilişkileri iyileştirip olgunlaştırmak için kullanılan tüm teknik ve yöntemlere psikoterapi diyebiliriz. Bir başka deyişle; psikoterapi; zihinsel ve duygusal sorunları olan ve bu sorunlarla baş etme gücü yetersiz kalan kişilere belli bir amaç ve plan doğrultusunda belli teknik ve yöntemlerin uzman kişilerce uygulandığı profesyonel bir yardım hizmeti sürecidir. Ya da psikoterapi zihinsel ve duygusal sorunları olan kişilerle zihinsel ve duygusal bağlantı kurularak yürütülen tedavi etme bilim ve sanatıdır.
Psikoterapist; psikoterapi yapan; bireylerle, gruplarla, çiftlerle ya da ailelerle onların ruhsal sıkıntılarına çözüm getirmeleri için işbirliği içinde çalışan kişidir. Hekim, psikolojik danışman, psikolog veya sosyal hizmet uzmanı gibi ruh sağlığı profesyonelleri psikoterapist olabilirler. Psikoterapist olmak için ilgili lisans eğitimleri alındıktan sonra ek eğitimler ve süpervizyon alınmalıdır. Bunun için klinik psikoloji ya da psikolojik danışmanlık alanlarında lisansüstü eğitim alınmış olunması asgari koşuldur. Bu eğitimler meslek hayatı boyunca devam ederler. Çünkü psikoterapi eğitimi lisans eğitimlerinde standart eğitimin parçası değildir. Bu nedenle bir ruh sağlığı profesyonelinin psikoterapist olarak hizmet verebilmesi için psikoloji konusuyla özel olarak ilgilenmesi, çalışmalar yapması ve özel eğitimler alması gereklidir. Türkiye’de psikoterapist eğitimi resmi kurumlar tarafından verilmemektedir, yani ‘’psikoterapist” unvanı verecek resmi bir kurum maalesef yoktur. Ancak Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği – CİSED gibi sivil toplum kuruluşları tarafından psikoterapi eğitimleri verilmektedir. En az  360 saat ve üzeri katılım gerektiren bu eğitimler uzun, zor ve masraflıdır. Avrupa ve Amerika’nın bazı eyaletlerinde psikoterapist olmak için tıp veya psikoloji mezunu olmak gerekmemektedir, yetkili kurumlarınca psikoterapi eğitimi alarak sınavlarında başarılı olmuş bireyler psikoterapist olabilmektedirler.
Holistik psikoterapi ise; ruhsal sorunlar için bütüncül bir model sunar. Bir sanat dalıdır. Psikoterapist hangi kuramla çalışırsa çalışsın amaç hep aynıdır; kişinin kendini mutlu hissetmesini ve yaşamından hoşnut olmasını sağlamak. Çünkü ruh sağlığı insanın en önemli parçalarından biridir ve tutumlarını, duygularını, davranışlarını, beden imgesini, fiziksel sağlığını, değerlerini ve de en önemlisi partneriyle ilişkisi hakkındaki hislerini yoğun bir şekilde içerir. Bu nedenle kişinin bireysel psikopatolojileri (kişilik ve kimlik sorunları), partner ve çift ilişkileri, birey olması, bireysel kalma içgüdüsü ile topluma ait olma çizgisinde kendine bir yer ararken karşılaştığı güçlükler, farklı duygu ve düşüncelerin çatışması, kişilerarası ilişkilerde yaşanan güçlükler ruhsal sorunlara yol açabilir veya ruhsal sorunların ağırlaşmasına neden olabilir, hatta ruhsal sorunlarının çözümünün önünde engeller yaratabilir. Aynı şekilde ruhsal sorunlar da bireysel psikopatolojileri ve çift sorunlarını ağırlaştırabilir, çözümünü engelleyebilir. Bu nedenle iyi bir psikoterapistin davranışçı, bilişsel, dinamik, varoluşsal, gestalt gibi bireysel psikoterapi tekniklerini ve çift terapisi tekniklerini de çok iyi bilmesi gerekir. Bu nedenle destekleyici ve eğitime dayalı yoğunlaştırılmış holistik psikoterapi yönteminin doğruluğuna inanmaktayız.
Semptom odaklı bireysel psikoterapi, daha çok hatalı davranışçı öğrenmeler ve bilişsel çarpıtmalardan kaynaklanan ruhsal bozukluklarının tedavisinde kullanılır. Bilinçdışı çatışmaların ve kişilik bozukluklarının neden olduğu ruhsal bozukluklarda ise bireysel psikoterapiye dinamik yaklaşımı da eklemek gerekir. Erkekleri daha çok narsisistik zeminde, kadınları ise borderline (sınır) zeminde ele alan ve dinamik yaklaşan terapist, terapinin her anında kendi kendine şu soruları sormalıdır:
1-Kendine özgü bir hikâyesi ve şu anda kendine özgü zihinsel uğraşları olan, bu kendine özgü danışanın, bu kendine özgü zamanda, bana bu kendine özgü şeyleri söylemesinin ya da yapmasının anlamı nedir?
2-Böyle davranmasının bilinçli veya bilinçdışı amaçları nedir?
3-Bunların ardındaki duygu yüklü fantezileri veya korkuları nelerdir?
Anksiyete, depresyon, sosyal fobi, panik atak, sıkıntı ve boşluk duyguları vb. ruhsal bozukluklarda, karşımıza çıkan semptomlar yani belirtiler bazen Margaret S. Mahler’in ayrılma-bireyleşme süreci olarak adlandırdığı dönemdeki başarısızlığa bağlı olabilir. Bu başarısızlık çocuktaki bireyleşme, bağımsızlaşma ve kendini gerçekleştirme eğilimlerinin anne tarafından desteklenmemesi, duygusal terkle cezalandırılması, dolayısıyla da çocuğun gerçek bir kendilik geliştirmesinin ketlenmesi sürecini ifade edebilir. Bu yüzden psikoterapist danışanda gelişmeden kalmış bu süreci tekrar canlandırmak, kişiye özgü yaratıcı ve benzersiz çözümler bulmak zorundadır. Yani terapist danışanın bireyleşmesini destekleyen gerçek bir kişi olurken; patolojik egosunun yıkıcılığıyla da danışanını yüzleştirmesi gerekebilir. Ama her şeyden önce danışan terk duygularıyla mücadele etmek için başvurduğu savunma mekanizmalarının kendisine acı verdiğini, onun için yıkıcı olduğunu bir şekilde fark etmiş ve tedaviye ihtiyacı olduğunu anlamış olmalıdır.
Danışan bir terapiste neden başvurur? Danışanlar tedaviye akut veya kronik güçlüklerle başvurabilirler. Akut sorunlar genellikle güncel bir ayrılıkla veya reddedilmeyle ilgilidir. Kronik güçlükleri olan vakalar ise; 20’li yaşların sonundan 40’lı yaşlara kadar değişen bir grupta yer alırlar ve çalışma yaşamı, evlilik ilişkisi ve cinsel yaşamda kronik tatminsizlik ve çatışmalar ön plandadır. Masterson’a göre; danışan bilinçdışı tarafından bağımsız ve özerk bir davranış olarak algılanan bir eylemde bulunmuştur. Buna kendilik aktivasyonu denir. Kendisi için bir şeyler yapan danışanın cezalandırıcı nesne ilişkileri parçası aktifleşir ve terk depresyonu adını verdiğimiz durumla kişi karşı karşıya kalır. Terk depresyonu yaşayan bir kişide; Masterson’ın mahşerin 6 atlısı olarak adlandırdığı; ölümcül öfke, ölümcül depresyon, korku, panik, yalnızlık, suçluluk, pasiflik (edilgenlik), çaresizlik, boşluk ve yokluk gibi duygular yaşanabilir. Kişi bu duyguları yaşamamak için savunma kalkanlarını devreye sokar. Savunmalar 4 farklı kendilik bozukluğunun (DSM-IV’e göre kişilik bozuklukları) ve kendilik bozukluğunun yansımaları olan depresyon, anksiyete, obsesif kompulsif bozukluk (OKB), erken boşalma, vajinismus, sosyal fobi, panik atak gibi belirtilerin yaşanmasına yol açar. Sistemi korumak için girişilen bu savunmalarla; borderline, narsisistik, şizoid-paranoid ve antisosyal kendilik bozukluklarından biri veya yansımaları sisteme hâkim olur. Bağımlı, pasif-agresif, obsesif-kompulsif ve histriyonik kendilik bozuklukları bölme savunma mekanizması ile birbirinden ayrı tutulan iyi nesne-iyi kendilik ve kötü nesne-kötü kendiliğin sisteme hakim olduğu borderline kendilik bozukluğunun alt tipleridir. Teşhirci, gizli ve değersizleştirici kendilik bozuklukları, bölme savunma mekanizması ile birbirinden ayrı tutulan kaynaşmış iyi nesne-iyi kendilik ve kötü nesne-kötü kendiliğin sisteme hâkim olduğu narsistik kendilik bozukluğunun alt tipleridir. Kaçınmalı ve gizli şizoid, şizotipal ve paranoid kendilik bozuklukları da şizoid-paranoid kendilik bozukluğunun alt tipleridir. Kendilik bozukluklarının yarattığı savunmalar yetersiz kaldığında terk depresyonuyla karşılaşma riski olan kişi, içsel boşluğunu doldurmak için eyleme vurmalar adını verdiğimiz davranışları yapmaya başlar. Uyuşturucu kullanma, rastgele cinsel ilişkide bulunma, çılgınca alışveriş yapma, kusma, hızlı ve tehlikeli araba kullanma, tarikata girme, tıkınırcasına yemek yeme gibi davranışlar eyleme vurma olarak değerlendirilebilir. Borderline kendilik bozukluklarında genellikle; yapışma türünde veya mesafe koymayla yutulma türünde savunmalar geliştirebilirler. İşte bu savunmalarla baş etmek için danışanın desteklenmesi gerekir.
Neden destekleyici psikoterapi? Çünkü her başarılı psikoterapi danışanın duygusal destek ve ilgi gördüğü istikrarlı bir atmosfer yaratılmasının esas olduğu destekleyici psikoterapi özelliklerini taşımalıdır. Destekleyici psikoterapi; kişide derin ego’nun mevcut savunma mekanizmalarını güçlendirmek, kontrolü sürdürmek ve bir uyum dengesi kurmak için daha etkin mekanizmalar geliştirmek amacıyla uygulanan bir tedavi yöntemidir. Kişinin hayatında yaşadığı çeşitli kriz anlarına müdahale, danışmanlık hizmetleri ve cinsel travma sonrası rehabilitasyon çalışmaları da bu çerçevede ele alınabilir. Telkin, tavsiye, cesaretlendirme, danışma, güvence verme, ortam değiştirme, yol gösterme, danışanı ikna etme, danışanın ilgilerini dış dünyaya yöneltme, dış çevreye yönelik manipülasyonlar yapma, dış dünyadaki gerçek olayların incelenmesi, duyarsızlaştırma (desensitizasyon), duygusal boşalma teknikleri, hipnoz ve ev ödevleri verme gibi destekleyici yöntemler bugün pek çok psikoterapide uygulanan yöntemlerdir. Burada terapist “yardımcı ego” rolündedir.
Destekleyici psikoterapide temel amaç; danışanın belirtilerini azaltmak veya ortadan kaldırmak, gerilemeli tepkileri dengelemek, sıkıntıya sebep olan çevresel faktörleri ortadan kaldırmak veya azaltmak, mümkün olduğunca istikrarlı ve işlevsel bir yaşam düzeyi oluşturmaktır. Kişilik yapısında değişiklik yapmak gibi temel bir amaç yoktur. Ayrıca terk depresyonu derinlemesine çalışılmazken; ego işlevlerindeki ve kendiliğin kendini harekete geçirme kapasitesindeki bozuklukları danışanın düzeltmesine yardımcı olunur. Terapistin görevi danışanın ger­çekliği tam olarak kavramasını sağlamaktır. Terapist, danışanını ger­çekliği nasıl algıladığı ve onunla nasıl baş etmeye çalıştığıyla ilgili yüzleştirir, böylece daha bütünsel bir gerçeklik algısını ortaya koyar ve danışanın bu alternatif algıyla özdeşleşmesini bekler.
Destekleyici terapi daha çok aslında ego fonksiyonları sağlam olan ancak bireyin yaşamını bozan, alışılmışın dışındaki stres faktörlerinin söz konusu olduğu ruhsal bozukluklarda kullanılır. Bu tür tedavide çeşitli sınırlamalar getirerek dürtüleri engelleme, savunmaları güçlendirme, olumlu aktarımı sürekli kılmaya çalışma gibi psikanalizin tersi yöntemler kullanılır. Danışan ve terapist karşı karşıya oturur, asla divan kullanılmaz. Terapistle danışan arasında gerçek bir ilişkinin kurulması hedef alınır. Her türlü terapide olduğu gibi destekleyici terapinin de temel dayanağı terapide işbirliği yani terapist ile danışanın, mevcut sorunları çözmek için birlikte çalışmasıdır. Çünkü danışan içindeki gücü kendini yok etmek için, kendini hasta etmek için bilinçdışı olarak kullanmaktadır. İşte bu güç danışan tarafından fark edilirse kendini yeniden var etme, kendini iyileştirme için de kullanılabilir. Yani ancak danışan terapistinin bilgilendirmesiyle kazandığı içgörü ile kendine yardımcı olabilir, kendini iyi edebilir, psikoterapist ise buna vesile olur. Bir başka deyişle, destekleyici terapinin amacı danışanın kendisini iyi etmesine yardımcı olmak için işbirliği yapmaktır.
Anksiyete, depresyon, takıntılar, uykusuzluk, korku, endişe, panik atak, sosyal fobi gibi terapiye başvurma nedenini oluşturan tüm belirtiler kişinin hayatında, mecazi anlamda, birer sivrisinek olabilir. İçte, bu sivrisineklerin ürediği bir bataklık vardır. Holistik psikoterapinin amacı sivrisineklerin neden ortaya çıktığını araştırarak, ruhsal ve psikolojik bilgilendirmeler yaparak, danışanın bu bataklığı bulmasına, anlamasına ve kurutmasına yardımcı olmaktır. Bu amaçla holistik manada işin içine dinamik psikoterapiyi de katmak gerekir. Danışanı dinamik anlamda 2 temele oturtabiliriz. Bunlar borderline ve narsisistik temellerdir. Erkek danışanlar daha çok narsisistik özellikler gösterirken, kadın danışanlar ise borderline özellikler gösterirler, tabi aksi durumlar da söz konusu olabilir. Borderline temeli daha çok Masterson’a ve daha az olarak Kernberg’e göre formüle ederken; narsisistik temeli ise daha çok Kohut’a ve daha az olarak da Masterson’a göre formüle etmek doğru bir yaklaşım olacaktır.
Danışanı borderline bir zeminde ele aldığımızda; ruhsal bozukluk ile gelen vakaların psikoterapisinde işbirliğini kurmak terapinin ilk hedefidir. Çünkü bu kişiler ileri derecede utanç, suçluluk, bedel ödeme, günahkârlık gibi duygularla ve diğer gerilemeli tepkilerle terapiye başlarlar. Danışan önce terapinin etkililiğini ve güvenirliliğini sınamaya yönelir. Terapistin bu aşamadaki temel teknik amacı yüzleştirmedir. Danışanın eskiden getirdiği savunma mekanizmaları ve davranış kalıplarının nasıl kendisine zarar verdiği ile yüzleştirilmesi ilk terapi müdahalesini oluşturur. Bu yüzleştirmeler danışanın inkâr ettiği çatışmaları bilinçli hale getirir. Bu noktada yüzleştirmelere her şeyden önce eş duyumsal bir noktadan başlanmalı, danışan ne yaşadığının anlaşıldığını iyice hissetmelidir. Terapistin danışanla samimi ilgisini koruması, güvenirliği, yüzleştirmelerinin yerindeliği, danışanın kendisini manipüle etmesine izin vermemesi, danışanı şu ya da bu şekilde kullanmaya girişmemesi de giderek danışanın terapiye olan güvenini pekiştirecek ve terapide işbirliğinin kurulmasını sağlayacaktır. Zamanla danışan yeni faaliyetlerde bulunmaya, yeni ilgi ve hobiler geliştirmeye yönelir. Danışanın bireyleşme dürtüleri harekete geçmiştir. Terapist danışanla basit ve sahici bir dostluk ilişkisine girer. Danışanın yeni ilgileri konuşulur, tartışılır, desteklenir. İş yaşamında başarı, inisiyatif alma, kendini ortaya koyabilme, iddialı olabilme, becerilerini geliştirme, yenilgi ve başarısızlıklardan ders alıp yeniden deneme vb. “hayat dersleri”, sıradan bir erişkinin zaten bildiği şeylerin aktarılmasından ibarettir. İlişkilerinde haz veren bir sürecin gelişmesi zaman alabilir ve deneyime dayanır. Terapist ev ödevleri vererek gerçek kendiliğin inisiyatif kazanmasına destek olabilir. Yeni faaliyetlere girilmesi ve yeni inisiyatiflerin kazanılması danışan için sancısız bir süreç değildir. Danışan bir taraftan coşku ve sevinç, bir taraftan korku içindedir. Danışan giderek yıllarını alan esas sorunun, kendi gerçek kendiliğini anneden ayırma ve ifade etmeye yönelik başlangıçtaki çabalarının anne desteğinden mahrum kalması olduğunu anlamaya başlar. Ortalama 6 ay içinde hastalık kontrol altına alınır. İdeal olarak terapiyi bırakma kararı danışandan gelmeli ve terapist bunu desteklemelidir. Terapist danışan ihtiyaç duyduğunda ulaşılabilir olduğu güvencesini vererek terapiyi sonlandırabilir. Bu tür bir terapi ge­nellikle danışanın günlük yaşamında çarpıcı bir düzelmeye neden olur ve ilişkilerini düzeltir. Danışanın gerçekliği kavrayışıyla birlikte kendini kavrayışı da de­ğişir. Ama altta yatan terk depresyonu hala durmaktadır. Ancak ken­dini tahrip etmeye yönelik savunmalar gerilemiş, danışanın kendini or­taya koyma kapasitesi artmıştır. Bu aşamada her danışan kendine uygun bir yöntem bularak stres dönemlerini aşacak beceriler geliştirmeye başlar. Bu sayede danışan yaşama daha fazla uyum gösterme sürecine girer. Terapist, danışan belli bir uyum düzeyini sağladıktan sonra da, krize girdiği anda geri dönebileceği bir odak olarak kalır.
Danışanı narsisistik zeminde ele aldığımızda ise; yüzleştirmeden ziyade narsisistik zedelenebilirlik esas olarak ele alınmalı ve yorumlanmalıdır. Narsisistik kişiliklerde söz konusu olan şişmiş sahte kendiliktir. Şişmiş sahte kendilik yani kişinin kendini aşırı önemsemesi, büyüklenmecilik ve tüm güçlülük; altta yatan öfke ve depresyona karşı bilinçdışı bir savunmadır. Bu yapıda, kendiliğin temelinde uygunsuz ve parçalanmış kendini değersiz ve güvensiz hisseden biri vardır. Narsisistik yaşam kişinin kendisinin biricikliği ve mükemmeliyeti üzerine kurulmuştur. Narsisistik kişinin yaşamındaki faaliyetler ise; başkalarının beğenisini ve hayranlığını kazanmak için girişilmiş çabalardır. Çünkü narsisistik kişilik büyüklenmeciliğini dışarıdan destekleyen insanlara ihtiyaç duyar. Şişmiş sahte kendilik gerçeklikten çok fanteziye dayanır. Masterson, narsisistik patolojiyi özellikle Mahler’in alıştırma (practicing) evresine yerleştirme eğilimindedir. Bu dönemde çocuk annenin desteği sayesinde kendini mükemmel hisseder. Ama normal gelişimde bu mükemmeliyetten vazgeçer. İşte narsist bu aşamada takılıp kalmıştır; mükemmellik yanılsamasını korur, zedelenebilirliğini inkâr eder. Masterson’a göre; narsisizim 2 yapıdan ortaya çıkar; narsisistik anneyle özdeşleşme ve narsisistik babayla özdeşleşme.
Narsisistik anneyle özdeşleşmede; anne duygusal olarak soğuk, sömürücü ve narsisttir. Bu anneler kendi narsisistik ihtiyaçlarını karşılamak için çocuklarından ayrılma ve bireyselleşme ihtiyaçlarını ihmal etmişler, kendi mükemmeliyetlerini aynalayan mükemmel bir çocuğa sahip olmaya çalışmışlardır. Annenin çocuğa yansıttığı bu mükemmel imgeyle özdeşleşen çocuk annesinin ve kendisinin mükemmel olduğu yanılsamasına kapıldığında, annesinin ve kendisinin eksikliğini gösteren herhangi bir yetersizlik onda depresyona neden olur. Normal çocuk gelişiminde anne çocuğun ayaklarının yere basmasını sağlamak için yerinde ve yeterli engellemeler sağlarken; narsisistik danışanların annesi bu büyüklenmeci çocuk ve tüm güçlü annenin bütünleşmesinden oluşan imgeyi korumaya çalışır. Bu kaynaşmış ortak yaşamsal ilişki sorunda narsisistik erişkin kendiliğini bir çocuk gibi tüm güçlü ve büyüklenmeci olarak algılayacaktır. Aslında bu imgenin ardından anneden ayrılıp bireyleşmeye çalışan öfkeli, yaralanmış, parçalanmış ve yetersiz bir gerçek kendilik vardır.
Narsisistik babayla özdeşleşmede; danışan narsisistik babayla özdeşleşir. Özellikle duygusal olarak boş ve yanıtsız bir anneyle ilişkide tatminsiz olan çocuk, depresyondan ve annesinden kurtulmak için babaya yönelir. Terk depresyona karşı mücadele etmek ve tüm güçlülüğünü korumak için annesiyle ortak yaşamsal imgesini babasına aktarır. Eğer baba narsisistik ise o zaman çocuk kendini tüm güçlü babanın bir parçası hisseder ve özdeşleşme yoluyla kendi çocuksu büyüklenmeciliğini korur. Oysa sağlıklı bir baba bu narsisistik gelişmeyi sınırlayacaktır.
Narsisistik danışanın terapisinde büyüklenmeci kendilik ortaya çıkabilir. Danışan mükemmel bir aynalanma ihtiyacıyla terapi ortamını idealleştirebilir. Bu nedenle narsisistik patolojisinin çözümlemesine giden yol, narsisistik zedelenebilirliğinin aynalayıcı yorumlanmasıdır.
Kohut’a göre daha çok nevrozlarda görülen yatay yarılma (horizontal split); bastırma savunması ile oluşan bilinç ve di­namik bilinçdışı ayrımını sağlar. Bastırmadan enerjisini alan dinamik bilinçdışı kişiliğin bastırılmış ve dolayısı ile bilinçdışı olan yanlarını barındırır. Bun­lar çatışmaya sebep olan dürtü ve arzulardır. Bu anlamda, dinamik bilinçdışı; özbenlikle zıtlaşan nesne tarafından travmatize edilen arzuların inkâr sığınağıdır. Jung’un analitik psikolojisinin ana kavramlarından biri olan özbenlik, sonsuzluğu çağrıştıran bir kavramdır. Öyle ki, sonsuz denecek kadar çeşitlilikte ve herkesin gözünün önünde, fakat o derece de gizli ve esrarengiz. Bununla birlikte, tek noktada toplanıp bütünlenen, onsuz olunamayacak bir ana madde, bir cevherdir özbenlik. Kendimizi bütünün bir parçası görüp bu bütünlük ile birleşmenin ilk adımı kendimizi tanımak ve tamamlamaktır diyor Jung; çünkü gerçekten sahip olmadığımız bir şeyi başka bir şeye dönüştüremeyiz. Unutmayalım, bildiğimizi sandığımız ego kişiliğimiz bilincimizin merkezidir fakat bilinç ve bilinçdışından oluşan tüm benliğimiz değildir. Jung, bütünleşmenin ve bireyleşmenin öneminden bahsederken bu bilinçdışımızdaki özelliklerimizi bilincimize getirmenin öneminden bahsediyordu. Buradaki bütünleşme bilinç ve bilinçdışının bütünleşmesi, bireyleşme ise kendimize ait gerçek doğamızı bulmaktır ve toplum normlarından veya toplumdan uzaklaşma anlamında değildir. Ancak kendi özbenliğimizi anladıktan sonraki aşama evrendeki her şeyin birbiri ile bağlantılı ve bir bütünlük içinde olduğunu ve kendimizin de bu bütünün bir parçası olduğunu anlamak mümkün olabilir.
Kohut psikopato­lojinin kökeninde bir başka yarılmanın da var olduğunu iddia eder. Bu da dikey yarılmadır (vertical split). Nevrozdan daha ağır patolojilerde görülen bu yarılmanın oluşumundan sorum­lu savunma inkârdır. İnkâr savunması, bastırmada olduğu gibi bir bilinçli-bilinçdışı ayrımına yol açmaz. Ortadan yarılan bütünün iki parçası da bilinçlidir. Ancak bu iki bilinçli parçanın arasında bir köprü yoktur. İnkâr savunması kabul edilemez bir şeyin aynı anda hem bilinmesi, hem de bilinmemesini sağlar. Dikey yarılma, kişinin ana değer­leri ile çelişkili hareket ve düşüncelere yönelmesinden sorum­ludur. İnkâr savunmasının geçerli olduğu bir kişiliğin zaman zaman ana değerleri ile çelişkili ve tutarsız sapkın davranışlara yöneldiği görülebilir. Eşcinsellik, fazla miktarda uyuşturucu madde ve alkol kullanma, ensest eğilimler, saldırganlık, adam öldürme, öfke krizleri gibi farklı formlar dikey yarığın yol açtığı dönüşmüş yapılar olabilir. İnkâr savunması kullanan kişi, etrafındakilerin bir çelişki olarak algıladıkları böyle bir durumdan rahat­sızlık duymaz. İnkâr savunması böyle bir çelişki ve tutarsızlık al­gılamasını engeller, çünkü çelişkinin iki tarafını birbirinden ayrı tutar. Örnek olarak; başarılı bir genel müdür olan Bay K; bir yandan personeline tacizde bulunurken, bir yandan da dürüstlükten dem vurabilir, sadakatten bahsedebilir ve bunu inanarak söyler. Sanki tacizi yapan o değildir. Bu durumla yüzleştirdiğimizde gülerek olayı değersizleştirebilir, çünkü tacizde bulunduğu bilgi olarak vardır, ancak yaptığı eylemin kimlik ve kişiliğine ne kadar aykırı olduğuna dair bilgisi, duygusu veya şuuru yoktur. Ama başkası bu eylemi yaptığı zaman şiddetle itiraz edebilir. Bir başka örnekte ise; heteroseksüel yaşantı içerisinde eşine sadık, namus bekçisi olan Bay M, internetten tanıştığı birisi ile eşcinsel ilişkiye girebilir, daha sonra sadakatten bahsedebilir, homofobik davranışlara girebilir. Yatay yarılmanın altında kalan arzular bastırma savunma­sı başarılı olduğu sürece bilinçli hale gelmezler; oysa dikey ya­rılmanın kişiliğin ana gövdesinden ayrı tuttuğu inkâr edilmiş olanlar belli bir zaman dilimi içinde bütünü ile bilinçli olarak yaşanırlar. Ancak dikey yarılmanın iki yanındaki bilinçlilikler birbir­lerini görmemektedirler.
Kohut’un ilgi alanı olan narsisistik kişiliklerin yapısında hem yatay, hem de dikey yarılma bulun­maktadır. Bu kişiliklerde kişiliğin ana sektöründen inkâr savun­ması ile ayrı tutulan büyüklenmedir. Kişiliğin ana sektöründe ise utanç ve küçük düşme duyguları ve değersizlik (öz-değer mahrumiyet­leri) bulunur. Kohut’a göre; bu kişiliklerde yatay yarılmanın bi­linçdışı kıldığı alanda depresyon ve ilkel narsisistik gereksi­nimler mevcuttur. Kohut’a göre böyle bir kişiliğinin tedavisinin ilk bölümünde, inkâr edilen ve böylece kişiliğin ana sektöründen ayrı tutulan parçalar danışana gösterilir. Bu çalışma uzunca bir süre alır. Bu parçaların kişiye tekrar tekrar gösterilmesi sonucunda, birbirin­den dikey yarık ile ayrı tutulan kişilik bölümleri bütünleşmeye başlar. Dikey yarığın ortadan kaldırılması ile ego kuvvetlenir. Ego’daki bu kuvvetlenme yatay yarığın altında kalanlara yönel­me için önemli bir avantajdır.
Kohut’un yatay yarık-dikey yarık ikilemine benzer bir kat­kısı suçlu insan ve trajik insan tanımlamalarıdır. Kohut’un yatay olarak yarılmış nevrotik insan için suçlu insan tanımlaması yaptığını görürüz. Zevk peşinde koşan bu insan içsel çatışmalar ve çevresel engellemeler yüzünden arzularını doyuramaz. Dikey olarak yarılmış trajik insan, önceden belir­lenmiş narsisistik gelişim sürecini çeşitli engeller yüzünden yaratıcı ve doyum verici bir şekilde yaşayamaz. Önceden belir­lenmiş narsisistik gelişim süreci çekirdek kendilik (nuclear self) özelliğidir. Çekirdek kendiliğin, yetişkinin kendiliğiyle karşılaştırıldığında ne kadar ilkel kalsa da, özellikle başta annenin olmak üzere ebeveynin zihninde, doğacak çocukla ilgili belirli umut, düş ve beklentilerinin oluşmasıyla sanal olarak başlamış bir gelişimsel sürecin son noktası olup, başlangıçtan itibaren zaten karmaşık bir yapı olduğunu anlarız. İki uçlu yapıda olduğu kavramsallaştırılan çekirdek kendilik ortaya çıkar; arkaik çekirdek hırslar bir kutbu, arkaik çekirdek idealler diğer kutbu oluşturur. Bu iki kutup arasındaki arzu (gerginlik) yayı çocuğun çekirdek beceri ve yeteneklerini arttırır, gelişmemiş beceri ve yetenekler yavaş yavaş yetişkinlerin kendi olgun kendiliklerinin üretim ve yaratımında kullandıklarına dönüşür. Çekirdek kendilik, gelişim sürecinin önceden belirlen­miş programını içinde barındıran bir tohum gibidir. Bu prog­ram, çekirdek kendiliğin narsisistik gelişiminin üç kutuplu yolunda yürüme planını içerir. Ancak, bu tohumun yeşermesini sağlayacak optimal (bir başka deyişle narsisistik olarak kolaylaştırıcı) bir durumun var olmaması trajik bir sonuca dönü­şür. Narsisistik gelişim sürecinin doğal özellikleri, büyüklenme­nin ve yüceleştirmenin abartılarına dönüşür.
Gerçeği, duyabildiğimiz ve görebildiğimiz tüm unsurlarıyla anlatmaya bütünlük diyoruz. Bütünlük kavramını bütüncül sözcüğü niteler. Bütüncül sözcüğünün İngilizce’si holistic’tir ve Türkçe’de holistik biçiminde okunur. Evreni iç içe geçmiş katmanlardan oluşan bir modelle anlatan yaklaşıma holografik model diyoruz. Holografik, bütüncül anlatım demektir ve bu anlamda bütüncül (holistic) kavramını temel alır. Bütün bilim alanlarında bütüncül yaklaşımlara duyulan ilgi artmaktadır. Bu ruh sağlığı alanı için de geçerlidir. İnsanı tek bir ekole göre ele alan yaklaşımlar birçok ruh sağlığı sorununun giderilmesinde başarısız kaldığı için terapide bütüncül yaklaşıma başvurularak, var olan ekollerin danışan için en fayda verici tekniklerinin bir arada kullanıldığı yaklaşımlar her geçen gün ağırlık kazanmaktadır. Yurtdışında bir kısım hekimler tedavilerin etkilerini artırabilmek için bir takım yöntemler uygulamaktadırlar. Bunlardan dikkati çeken birisi de, yoğunlaştırılmış psikoterapi çalışmalarıdır. Bu tip uygulama yapan hekimler az sayıda danışanla yoğun bir şekilde çalışarak daha kısa sürede belirli hedeflere ulaşmayı amaçlamaktadırlar. Bu uygulama genellikle ciddi bazı cinsel ve ruhsal rahatsızlıklarda tercih edilmektedir. Özellikle ruhsal sıkıntılarda uygulanmaya çalışılmaktadır. Gelişmiş ülkelerde bir psikoterapi kültürü bulunduğundan ve bu kültürün toplumsal bir kabulü oluştuğundan danışan psikoterapist ilişkilerinde çok ciddi bir sorun yaşanmamaktadır. Psikoterapiste müracaat eden danışan şuurlu, bilgili ve amaçlı olarak gelmektedir. Nereye geldiğini, niçin geldiğini ve başına neler geleceğini genel anlamda değerlendirebilecek durumdadır. Dolayısıyla psikoterapi çalışmalarının uzun süreli ve zahmetli olması sorun yaratmaz. Ülkemizde ise tablo bu şekilde değildir. Psikoterapi, ülkemizde hem terapistler hem de danışanlar tarafından bilinmeyen veya çok az bilinen bir süreçtir. Bireyler ruhsal problemlerini ve sıkıntılarını geleneksel bir takım yöntemlerle halletmeye çalışırlar. Danışanlar üfürükçüye, muskacıya, medyuma, mezar ziyaretine, kurşun dökmeye, nazar savuşturmaya yönelirler. Bu şartlarda psikoterapi denen ve konuşarak sürdürülen bir tedavi şekli nasıl mümkün olacaktır? Terapist ne yapacaktır da danışan fayda görecektir? Yani Türk insanı terapistten radikal bir çözüm beklemektedir. Bu nedenle Türk insanının temel beklentilerine cevap vermeye yönelik çalışmalar yapma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. İnsanımız kısa sürede bir takım değişimler beklemekte, ücretini ödediği tedavi programının işe yaradığına ve yarayabileceğine kısa sürede inanmak istemektedir. Beklemeye tahammülü yoktur. Danışan doğru yerde olduğundan, doğru şeyi yaptığından ve hastalığının orada düzeleceğinden emin olmak istemektedir. Bu da onun en doğal hakkıdır. Destekleyici ve eğitime dayalı yoğunlaştırılmış holistik psikoterapi sürecinde kişiye bu taleplerinin gerçekleştirilebileceği gösterilir ve buna inandırılırsa, tedaviye olan inanç artmakta, tedavi işbirliği devam etmekte ve tedaviyi terk etme oranı çok azalmaktadır.
 
 

Etiketler: Holistik  Psikoterapi  Favoriler & Paylaşım

Geri Dön

Sunduğum Hizmetler
Çalışma Saatleri

Muayenehanemiz 10.00 – 22.00
saatleri arasında açıktır.

Lütfen MUAYENE ve DANIŞMANLIK
için sekreterimden RANDEVU alınız.

İstatistikler
Bugünki Hit
: 13734
Toplam Hit
: 3601344
Online Kişi
: 6
Ankara Tabip Odası Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği
The Masterson Institute  
 
Site Tasarım ve Yazılım: 3 Ünlem Tasarım, Plasma Bilgisayar
Son Aramalar
Adres : 8. Cadde 77/1 Emek- Ankara
(Silahtaroğlu Oto Galerisi Üstü)
Telefon : 0.312.213 01 32 - 0.312.213 01 33 - 0.312.335 40 44
Gsm : 0 555 274 41 97
Mail : info@drcemkece.com
Gardiner Eşcinsellik Cem Keçe Cised Vajinismus Erken Boşalma Kızlık Zarı müzik dinle mikxi haber kadın arama sonuçları dosya indir cem keçe aramalar gitar uzmanlar hipnoz geçmiş yaşam kocaeli haber lamelgardiner Plissegardiner web tasarım osman bildiri gitar fiyatları gitar kursu