|
Holistik Psikoterapi"İçimde sıkıntı var, bunaltı var"
"Anlamsız bir boşluk hissediyorum" "Mutlu değilim" "Sık sık ağlıyorum" "Huzursuzum" "Gerginim" "Çok sinirliyim" "Kötü bir şeyler olacak diye endişe duyuyorum" "Hayattan tat alamıyorum" "Sık sık kendimi kaybediyorum, bayılıyorum" "Hastalığımın çözümünde farklı yollar arıyorum" "Hastalığın bir kader olmadığını düşünüyorum" "Evliliğimde sorunlar yaşıyorum" "Eşimle boşanmanın eşiğine geldik" "Erken boşalıyorum" "Sertleşme sorunlarım var" "Cinsel isteksizlik yaşıyorum" "Cinsellikten bir şey anlamıyorum" "Cinsel ilişkiye girmekten korkuyorum, kasılıyorum" vb. diyorsanız, bize gelin, sorunlarınızı paylaşalım, birlikte çözüm bulalım.
Destekleyici ve Eğitime Dayalı Yoğunlaştırılmış Holistik Psikoterapi
Psikoterapi; bireylerin ruhsal alanda duygusal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, ruh sağlıklarının geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adıdır. Bilinçli ve bilinçdışı çatışmalardan dolayı bozulan ruhsal dengeyi sağlamak, psikolojik eğitim vermek, düşünce ve duygu alışverişi kurmak, çiftlerin veya bireylerin kendilerini tanımalarını sağlamak, ilişki çatışmalarını çözümlemek, bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri azaltmak, çiftler arasındaki ilişkileri iyileştirip olgunlaştırmak için kullanılan tüm teknik ve yöntemlere psikoterapi diyebiliriz. Bir başka deyişle; psikoterapi; zihinsel ve duygusal sorunları olan ve bu sorunlarla baş etme gücü yetersiz kalan kişilere belli bir amaç ve plan doğrultusunda belli teknik ve yöntemlerin uzman kişilerce uygulandığı profesyonel bir yardım hizmeti sürecidir. Ya da psikoterapi zihinsel ve duygusal sorunları olan kişilerle zihinsel ve duygusal bağlantı kurularak yürütülen tedavi etme bilim ve sanatıdır.
Psikoterapist; psikoterapi yapan; bireylerle, gruplarla, çiftlerle ya da ailelerle onların ruhsal sıkıntılarına çözüm getirmeleri için işbirliği içinde çalışan kişilerdir. Hekim, psikolojik danışman, psikolog veya sosyal hizmet uzmanı gibi ruh sağlığı profesyonelleri psikoterapist olabilirler. Psikoterapist olmak için ilgili lisans eğitimleri alındıktan sonra ek eğitimler ve süpervizyon alınmalıdır. Bunun için klinik psikoloji ya da psikolojik danışmanlık alanlarında lisans üstü eğitim alınmış olması asgari koşuldur. Bu eğitimler meslek hayatı boyunca devam ederler. Çünkü psikoterapi eğitimi lisans eğitimlerinde standart eğitimin parçası değildir. Bu nedenle bir ruh sağlığı profesyonelinin psikoterapist olarak hizmet verebilmesi için psikoloji konusuyla özel olarak ilgilenmesi, çalışmalar yapması ve özel eğitimler alması gereklidir. Türkiye'de psikoterapist eğitimi resmi kurumlar tarafından verilmemektedir, yani “ psikoterapist” unvanı verecek resmi bir kurum maalesef yoktur. Ancak Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği – CİSED gibi sivil toplum kuruluşları tarafından psikoterapi eğitimleri verilmektedir. En az 360 saat ve üzeri katılım gerektiren bu eğitimler uzun, zor ve masraflıdır. Avrupa ve Amerika'nın bazı eyaletlerinde psikoterapist olmak için tıp veya psikoloji mezunu olmak gerekmemektedir, yetkili kurumlarınca psikoterapi eğitimi alarak sınavlarında başarılı olmuş bireyler psikoterapist olabilmektedirler.
Holistik psikoterapi ise; ruhsal sorunlar için bütüncül bir model sunar. Bir sanat dalıdır. Psikoterapist hangi kuramla çalışırsa çalışsın amaç hep aynıdır; bireyin kendini mutlu hissetmesini ve yaşamından hoşnut olmasını sağlamak. Çünkü ruh sağlığı insanın en önemli parçalarından biridir ve tutumlarını, duygularını, davranışlarını, beden imgesini, fiziksel sağlığını, değerlerini ve de en önemlisi partner ilişkisi hakkındaki hislerini yoğun bir şekilde içerir. Bu nedenle kişinin bireysel psikopatolojileri (kişilik ve kimlik sorunları), partner ve çift ilişkileri, birey olması, bireysel kalma içgüdüsü ile topluma ait olma çizgisinde kendine bir yer ararken karşılaştığı güçlükler, farklı duygu ve düşüncelerin çatışması, kişiler arası ilişkilerde yaşanan güçlükler; ruhsal sorunlara yol açabilir veya ruhsal sorunların ağırlaşmasına neden olabilir, hatta ruhsal sorunlarının çözümünün önünde engeller yaratabilir. Aynı şekilde ruhsal sorunlarda bireysel psikopatolojileri ve çift sorunlarını ağırlaştırabilir, çözümünü engelleyebilir. Bu nedenle iyi bir psikoterapistin, davranışçı, bilişsel, dinamik, varoluşsal, geştalt gibi bireysel psikoterapi tekniklerini ve çift terapisi tekniklerini de çok iyi bilmesi gerekir. Bu nedenle destekleyici ve eğitime dayalı yoğunlaştırılmış holistik psikoterapi yönteminin doğruluğuna inanmaktayız.
Semptom odaklı bireysel psikoterapi daha çok hatalı davranışçı öğrenmeler ve bilişsel çarpıtmalardan kaynaklanan ruhsal bozukluklarının tedavisinde kullanılır. Bilinçdışı çatışmaların ve kişilik bozukluklarının neden olduğu ruhsal bozukluklarda ise bireysel psikoterapiye dinamik yaklaşımı da eklemek gerekir. Erkekleri daha çok narsistik zeminde kadınları ise borderline (sınır) zeminde ele alan ve dinamik yaklaşan cinsel terapist, terapinin her anında kendi kendine şu soruları sormalıdır:
1-Kendine özgü bir hikayesi ve şu anda kendine özgü zihinsel uğraşları olan, bu kendine özgü danışanın, bu kendine özgü zamanda, bana bu kendine özgü şeyleri söylemesinin ya da yapmasının anlamı nedir?
2-Böyle davranmasının bilinçli veya bilinçdışı amaçları nedir?
3-Bunların ardındaki duygu yüklü fantezileri veya korkuları nelerdir?
Anksiyete, depresyon, sosyal fobi, panik atak, sıkıntı ve boşluk duyguları vb. ruhsal bozukluklarda, karşımıza çıkan semptomlar yani belirtiler bazen Margaret S. Mahler’in ayrılma-bireyleşme süreci olarak adlandırdığı dönemdeki başarısızlığa bağlı olabilir. Bu başarısızlık çocuktaki bireyleşme, bağımsızlaşma ve kendini gerçekleştirme eğilimlerinin anne tarafından desteklenmemesi, duygusal terkle cezalandırılması, dolayısıyla da çocuğun gerçek bir kendilik geliştirmesinin ketlenmesi sürecini ifade edebilir. Bu yüzden psikoterapist danışanda gelişmeden kalmış bu süreci tekrar canlandırmak, kişiye özgü yaratıcı ve benzersiz çözümler bulmak zorundadır. Yani cinsel terapist danışanın bireyleşmesini destekleyen gerçek bir kişi olurken; patolojik egosunun yıkıcılığıyla da danışanını yüzleştirmesi gerekebilir. Ama her şeyden önce danışan terk duygularıyla mücadele etmek için baş vurduğu savunma mekanizmalarının kendisine acı verdiğini, onun için yıkıcı olduğunu bir şekilde fark etmiş ve tedaviye ihtiyacı olduğunu anlamış olmalıdır.
Danışan bir terapiste neden başvurur? Danışanlar tedaviye akut veya kronik güçlüklerle başvurabilirler. Akut sorunlar genellikle güncel bir ayrılıkla veya ret edilmeyle ilgilidir. Kronik güçlükleri olan vakalar ise 20’li yaşların sonundan 40’lı yaşlara kadar değişen bir grupta yer alırlar ve çalışma yaşamı, evlilik ilişkisi ve cinsel yaşamda kronik tatminsizlik ve çatışmalar ön plandadır. Masterson’a göre danışan; bilinçdışı tarafından bağımsız ve özerk bir davranış olarak algılanan bir eylemde bulunmuştur. Buna kendilik aktivasyonu denir. Kendisi için bir şeyler yapan danışannın cezalandırıcı nesne ilişkileri parçası aktifleşir ve terk depresyonu adını verdiğimiz durumla kişi karşı karşıya kalır. Terk depresyonu yaşayan bir kişide; Masterson’ın mahşerin 6 atlısı olarak adlandırdığı; ölümcül öfke, ölümcül depresyon, korku, panik, yalnızlık, suçluluk, pasiflik (edilgenlik), çaresizlik, boşluk ve yokluk gibi duygular yaşanabilir. Kişi bu duyguları yaşamamak için savunma kalkanlarını devreye sokar. Savunmalar 4 farklı kendilik bozukluğunun (DSM-IV’e göre kişilik bozuklukları) ve kendilik bozukluğunun yansımaları olan depresyon, anksiyete, obsesif kompulsif bozukluk (OKB), erken boşalma, vajinismus, sosyal fobi, panik atak gibi belirtilerin yaşanmasına yol açar. Sistemi korumak için girişilen bu savunmalarla; borderline, narsistik, şizoid-paranoid ve antisosyal kendilik bozukluklarından biri veya yansımaları sisteme hakim olur. Bağımlı, pasif-agresif, obsesif-kompulsif ve histriyonik kendilik bozuklukları bölme savunma mekanizması ile birbirinden ayrı tutulan iyi nesne-iyi kendilik ve kötü nesne-kötü kendiliğin sisteme hakim olduğu borderline kendilik bozukluğunun alt tipleridir. Teşhirci, gizli ve değersizleştirici kendilik bozuklukları bölme savunma mekanizması ile birbirinden ayrı tutulan kaynaşmış iyi nesne-iyi kendilik ve kötü nesne-kötü kendiliğin sisteme hakim olduğu narsistik kendilik bozukluğunun alt tipleridir. Kaçınmalı ve gizli şizoid, şizotipal ve paranoid kendilik bozuklukları da şizoid-paranoid kendilik bozukluğunun alt tipleridir. Kendilik bozukluklarının yarattığı savunmalar yetersiz kaldığında terk depresyonuyla karşılaşma riski olan kişi, içsel boşluğunu doldurmak için eyleme vurmalar adını verdiğimiz davranışları yapmaya başlar. Uyuşturucu kullanma, rasgele cinsel ilişkide bulunma, çılgınca alışveriş yapma, kusma, hızlı ve tehlikeli araba kullanma, tarikata girme, tıkırcasına yemek yeme gibi davranışlar eyleme vurma olarak değerlendirilebilir. Borderline kendilik bozukluklarında genellikle; yapışma türünde veya mesafe koymayla yutulma türünde savunmalar geliştirebilirler. İşte bu savunmalarla baş etmek için danışanın desteklenmesi gerekir.
Neden destekleyici psikoterapi? Çünkü her başarılı psikoterapi danışanın duygusal destek ve ilgi gördüğü istikrarlı bir atmosfer yaratılmasının esas olduğu destekleyici psikoterapi özelliklerini taşımalıdır. Destekleyici psikoterapi; kişide egonun mevcut savunma mekanizmalarını güçlendirmek, kontrolü sürdürmek ve bir uyum dengesi kurmak için daha etkin mekanizmalar geliştirmek amacıyla uygulanan bir tedavi yöntemidir. Kişinin cinsel hayatında yaşadığı çeşitli kriz anlarına müdahale, danışmanlık hizmetleri ve cinsel travma sonrası rehabilitasyon çalışmaları da bu çerçevede ele alınabilir. Telkin, tavsiye, cesaretlendirme, danışma, güvence verme, ortam değiştirme, yol gösterme, danışanı ikna etme, danışanın ilgilerini dış dünyaya yöneltme, dış çevreye yönelik manipülasyonlar yapma, dış dünyadaki gerçek olayların incelenmesi, duyarsızlaştırma (desensitizasyon), duygusal boşalma teknikleri, hipnoz ve ev ödevleri verme gibi destekleyici yöntemler bugün pek çok psikoterapide uygulanan yöntemlerdir. Burada terapist “yardımcı ego” rolündedir.
Destekleyici psikoterapide temel amaç; danışanın semptomlarını azaltmak veya ortadan kaldırmak, gerilemeli tepkileri dengelemek, sıkıntıya sebep olan çevresel faktörleri ortadan kaldırmak veya azaltmak, mümkün olduğunca istikrarlı ve işlevsel bir yaşam düzeyi oluşturmaktır. Kişilik yapısında değişiklik yapmak gibi temel bir amaç yoktur. Ayrıca terk depresyonu derinlemesine çalışılmazken; ego işlevlerindeki ve kendiliğin kendini harekete geçirme kapasitesindeki bozuklukları danışanın düzeltmesine yardımcı olunur. Terapistin görevi danışanın gerçekliği tam olarak kavramasını sağlamaktır. Terapist, danışanını gerçekliği nasıl algıladığı ve onunla nasıl baş etmeye çalıştığıyla ilgili yüzleştirir, böylece daha bütünsel bir gerçeklik algısını ortaya koyar ve danışanın bu alternatif algıyla özdeşleşmesini bekler.
Destekleyici terapi daha çok ego fonksiyonları aslında sağlam olan ancak bireyin yaşamını bozan alışılmışın dışındaki stres faktörlerinin söz konusu olduğu ruhsal bozukluklarda kullanılır. Bu tür tedavide çeşitli sınırlamalar getirerek dürtüleri engelleme, savunmaları güçlendirme, olumlu aktarımı sürekli kılmaya çalışma gibi psikanalizin tersi yöntemler kullanılır. Danışan ve terapist karşı karşıya oturur, asla divan kullanılmaz. Terapistle danışan arasında gerçek bir ilişkinin kurulması hedef alınır. Her türlü terapide olduğu gibi destekleyici terapinin de temel dayanağı terapide iş birliği yani terapist ile danışanın, mevcut sorunları çözmek için birlikte çalışmasıdır. Çünkü danışan içindeki gücü kendini yok etmek için, kendini hasta etmek için bilinçdışı olarak kullanmaktadır. İşte bu güç danışan tarafından fark edilirse kendini yeniden var etme, kendini iyileştirme içinde kullanılabilir. Yani ancak danışan terapistinin bilgilendirmesiyle kazandığı iç görü ile kendine yardımcı olabilir, kendini iyi edebilir, psikoterapist ise buna vesile olur. Bir başka deyişle terapinin amacı danışanın kendisini iyi etmesine yardımcı olma için iş birliği yapmaktır.
Anksiyete, depresyon, takıntılar, uykusuzluk, korku, endişe, panik atak, sosyal fobi gibi terapiye başvurma nedenini oluşturan tüm belirtiler kişinin hayatında, mecazi anlamda, birer sivrisinek olabilir. Bu sivrisineklerin ürediği, içte bir bataklık vardır. Holistik psikoterapinin amacı sivrisineklerin neden ortaya çıktığını araştırarak, ruhsal ve psikolojik bilgilendirmeler yaparak, danışanın bu bataklığı bulmasına, anlamasına ve kurutmasına yardımcı olmaktır. Bu amaçla holistik manada işin içine dinamik psikoterapiyi de katmak gerekir. Danışanı dinamik anlamda 2 temele oturtabiliriz. Bunlar borderline ve narsistik temellerdir. Erkek danışanlar daha çok narsistik özellikler gösterirken, kadın danışanlar ise borderline özellikler gösterirler, tabi aksi bir durumlarda söz konusu olabilir. Borderline temeli daha çok Masterson'a ve daha az olarak Kernberg'e göre formüle ederken; narsistik temeli ise daha çok Kohut'a ve daha az olarak da Masterson'a göre formüle etmek doğru bir yaklaşım olacaktır.
Danışanı borderline bir zeminde ele aldığımızda; ruhsal bozukluk ile gelen vakaların psikoterapisinde iş birliğini kurmak terapinin ilk hedefidir. Çünkü bu kişiler ileri derece de utanç, suçluluk, bedel ödeme, günahkarlık gibi duygularla ve diğer gerilemeli tepkilerle terapiye başlarlar. Danışan önce terapinin etkililiğini ve güvenirliliğini sınamaya yönelir. Terapistin bu aşamadaki temel teknik amacı yüzleştirmedir. Danışanın eskiden getirdiği savunma mekanizmaları ve davranış kalıplarının nasıl kendisine zarar verdiğinin yüzleştirilmesi ilk terapi müdahalesini oluşturur. Bu yüzleştirmeler danışanın inkar ettiği çatışmaları bilinçli hale getirir. Bu noktada yüzleştirmelere her şeyden önce eş duyumsal bir noktadan başlanmalı, danışan ne yaşadığının anlaşıldığını iyice hissetmelidir. Terapistin danışanla samimi ilgisini koruması, güvenirliği, yüzleştirmelerinin yerindeliği, danışanın kendisini manipüle etmesine izin vermemesi, danışanı şu ya da bu şekilde kullanmaya girişmemesi de giderek danışanın terapiye olan güvenini pekiştirecek ve terapide işbirliğinin kurulmasını sağlayacaktır. Zamanla danışan yeni faaliyetlerde bulunmaya, yeni ilgi ve hobiler geliştirmeye yönelir. Danışanın bireyleşme dürtüleri harekete geçmiştir. Terapist danışanla basit ve sahici bir dostluk ilişkisine girer. Danışanın yeni ilgileri konuşulur, tartışılır, desteklenir. İş yaşamında başarı, inisiyatif alma, kendini ortaya koyabilme, iddialı olabilme, becerilerini geliştirme, yenilgi ve başarısızlıklardan ders alıp yeniden deneme vb. “hayat dersleri”, sıradan bir erişkinin zaten bildiği şeylerin aktarılmasından ibarettir. İlişkilerinde haz veren bir sürecin gelişmesi zaman alabilir ve deneyime dayanır. Terapist ev ödevleri vererek gerçek kendiliğin inisiyatif kazanmasına destek olabilir. Yeni faaliyetlere girilmesi ve yeni inisiyatiflerin kazanılması danışan için sancısız bir süreç değildir. Danışan bir taraftan coşku ve sevinç, bir taraftan korku içindedir. Danışan giderek yıllarını alan esas sorunun, kendi gerçek kendiliğini anneden ayırma ve ifade etmeye yönelik başlangıçtaki çabalarının anne desteğinden mahrum kalması olduğunu anlamaya başlar. Ortalama 6 ay içinde hastalık kontrol altına alınır. İdeal olarak terapiyi bırakma kararı danışandan gelmeli ve terapist bunu desteklemelidir. Terapist danışan ihtiyaç duyduğunda ulaşılabilir olduğu güvencesini vererek terapiyi sonlandırabilir.Bu tür bir terapi genellikle danışanın günlük yaşamında çarpıcı bir düzelmeye neden olur ve ilişkilerini düzeltir. Danışanın gerçekliği kavrayışıyla birlikte kendisini kavrayışı da değişir. Ama altta yatan terk depresyonu hala durmaktadır. Ancak kendini tahrip etmeye yönelik savunmalar gerilemiş, danışanın kendini ortaya koyma kapasitesi artmıştır. Bu aşamada her danışan kendine uygun bir yöntem bularak stres dönemlerini aşacak beceriler geliştirmeye başlar. Bu sayede danışan yaşama daha fazla uyum gösterme sürecine girer.Terapist, danışan belli bir uyum düzeyini sağladıktan sonra da, krize girdiği anda geri dönebileceği bir odak olarak kalır.
Danışanı narsistik zeminde ele aldığımızda ise; yüzleştirmeden ziyade narsistik zedelenebilirlik esas olarak ele alınmalı ve yorumlanmalıdır. Narsistik kişiliklerde söz konusu olan şişmiş sahte kendiliktir. Şişmiş sahte kendilik yani kişinin kendini aşırı önemsemesi, büyüklenmecilik ve tüm güçlülük; altta yatan öfke ve depresyona karşı bilinçdışı bir savunmadır. Bu yapıda, kendiliğin temelinde uygunsuz ve parçalanmış kendini değersiz ve güvensiz hisseden biri vardır. Narsistik yaşam kişinin kendisinin biricikliği ve mükemmeliyeti üzerine kurulmuştur. Narsistik kişinin yaşamındaki faaliyetler ise; başkalarının beğenisini ve hayranlığını kazanmak için girişilmiş çabalardır. Çünkü narsistik kişilik büyüklenmeciliğini dışarıdan destekleyen insanlara ihtiyaç duyar. Şişmiş sahte kendilik gerçeklikten çok fanteziye dayanır. Masterson narsistik patolojiyi özellikle Mahler’in alıştırma (practicing) evresine yerleştirme eğilimindedir. Bu dönemde çocuk annenin desteği sayesinde kendini mükemmel hisseder. Ama normal gelişimde bu mükemmeliyetten vazgeçer. İşte narsistik bu aşamada takılıp kalmıştır; mükemmellik yanılsamasını korur, zedelenebilirliğini inkar eder. Masterson’a göre narsizim 2 yapıdan ortaya çıkar; narsistik anneyle özdeşleşme ve narsistik babayla özdeşleşme.
Narsistik anneyle özdeşleşmede; anne duygusal olarak soğuk, sömürücü ve narsistiktik. Bu anneler kendi narsistik ihtiyaçlarını karşılamak için çocuklarından ayrılma ve bireyselleşme ihtiyaçlarını ihmal etmişler, kendi mükemmeliyetlerini aynalayan mükemmel bir çocuğa sahip olmaya çalışmışlardır. Annenin çocuğa yansıttığı bu mükemmel imgeyle özdeşleşen çocuk annesinin ve kendisinin mükemmel olduğu yanılsamasına kapıldığında annesinin ve kendisinin eksikliğini gösteren herhangi bir yetersizlik onda depresyona neden olur. Normal çocuk gelişiminde anne çocuğun ayaklarını yere basmasını sağlamak için yerinde ve yeterli engellemeler sağlarken; narsistik danışanların annesi bu büyüklenmeci çocuk–tüm güçlü annenin bütünleşmesinden oluşan imgeyi korumaya çalışır. Bu kaynaşmış ortak yaşamsal ilişki sorunda narsistik erişkin kendiliğini bir çocuk gibi tüm güçlü ve büyüklenmeci olarak algılayacaktır. Aslında bu imgenin ardından anneden ayrılıp bireyleşmeye çalışan öfkeli, yaralanmış, parçalanmış ve yetersiz bir gerçek kendilik vardır.
Narsistik babayla özdeşleşmede; danışan narsistik babayla özdeşleşir. Özellikle duygusal olarak boş ve yanıtsız bir anneyle ilişkide tatminsiz olan çocuk depresyondan ve annesinden kurtulmak için babaya yönelir. Terk depresyona karşı mücadele etmek ve tüm güçlülüğünü korumak için annesiyle ortak yaşamsal imgesini babasına aktarır. Eğer baba narsistik ise o zaman çocuk kendini tüm güçlü babanın bir parçası hisseder ve özdeşleşme yoluyla kendi çocuksu büyüklenmeciliğini korur. Oysa sağlıklı bir baba bu narsistik gelişmeyi sınırlayacaktır.
Narsistik danışanın terapisinde büyüklenmeci kendilik ortaya çıkabilir. Danışan mükemmel bir aynalanma ihtiyacıyla terapi ortamını idealleştirebilir. Bu nedenle narsistik patolojisinin çözümlemesine giden yol, narsistik zedelenebilirliğinin aynalayıcı yorumlanmasıdır.
Kohut'a göre daha çok nevrozlarda görülen yatay yarılma (horizonta split); bastırma savunması ile oluşan bilinç ve dinamik bilinçdışı ayrımını sağlar. Bastırmadan enerjisini alan dinamik bilinçdışı kişiliğin bastırılmış ve dolayısı ile bilinçdışı olan yanlarını barındırır. Bunlar çatışmaya sebep olan dürtü ve arzulardır. Bu anlamda, dinamik bilinçdışı; özbenlikle zıtlaşan nesne tarafından travmatize edilen arzuların inkâr sığınağıdır. Jung'un analitik psikolojisinin ana kavramlarından biri olan özbenlik, sonsuzluğu çağrıştıran bir kavramdır. Öyle ki, sonsuz denecek kadar çeşitlilikte ve herkesin gözünün önünde, fakat o derece de gizli ve esrarengiz. Bununla birlikte, tek noktada toplanıp bütünlenen, onsuz olunamayacak bir ana madde, bir cevherdir özbenlik. Kendimizi bütünün bir parçası görüp bu bütünlük ile birleşmenin ilk adımı kendimizi tanımak ve tamamlamaktır diyor Jung; çünkü gerçekten sahip olmadığımız bir şeyi başka bir şeye dönüştüremeyiz. Unutmayalım, bildiğimizi sandığımız ego kişiliğimiz bilincimizin merkezidir fakat bilinç ve bilinçdışından oluşan tüm benliğimiz değildir. Jung bütünleşmenin ve bireyleşmenin öneminden bahsederken bu bilinçdışımızdaki özelliklerimizi bilincimize getirmenin öneminden bahsediyordu. Buradaki bütünleşme bilinç ve bilinçdışının bütünleşmesi, bireyleşme ise kendimize ait gerçek doğamızı bulmaktır ve toplum normlarından veya toplumdan uzaklaşma anlamında değildir. Ancak kendi öz benliğimizi anladıktan sonraki aşama evrendeki her şeyin birbiri ile bağlantılı ve bir bütünlük içinde olduğunu ve kendimizin de bu bütünün bir parçası olduğunu anlamak olabilir.
Kohut psikopatolojinin kökeninde bir başka yarılmanın da varolduğunu iddia eder. Bu da dikey yarılmadır (vertical split). Nevrozdan daha ağır patolojilerde görülen bu yarılmanın oluşumundan sorumlu savunma inkardır. İnkar savunması, bastırmada olduğu gibi bir bilinçli-bilinçdışı ayrımına yol açmaz. Ortadan yarılan bütünün iki parçası da bilinçlidir. Ancak bu iki bilinçli parçanın arasında bir köprü yoktur. İnkar savunması kabul edilemez bir şeyin aynı anda hem bilinmesi, hem de bilinmemesini sağlar. Dikey yarılma, kişinin ana değerleri ile çelişkili hareket ve düşüncelere yönelmesinden sorumludur. İnkar savunmasının geçerli olduğu bir kişiliğin zaman zaman ana değerleri ile çelişkili ve tutarsız sapkın davranışlara yöneldiği görülebilir. Eşcinsellik, fazla miktarda uyuşturucu madde ve alkol kullanma, ensest eğilimler, saldırganlık, adam öldürme, öfke krizleri gibi farklı formlar dikey yarığın yol açtığı dönüşmüş yapılar olabilir. İnkar savunması kullanan kişi, etrafındakilerin bir çelişki olarak algıladıkları böyle bir durumdan bir rahatsızlık duymaz. İnkar savunması böyle bir çelişki ve tutarsızlık algılamasını engeller çünkü çelişkinin iki tarafını birbirinden ayrı tutar. Örnek olarak başarılı bir genel müdür olan bay K; personeline tacizde bulunurken; dürüstlükten dem vurabilir, sadakatten bahsedebilir ve bunu inanarak söyler. Sanki tacizi yapan o değildir. Bu durumla yüzleştirdiğimizde gülerek olayı değersizleştirebilir, çünkü taciz yapması bilgi olarak vardır, ancak yaptığı eylemin kimlik ve kişiliğine ne kadar aykırı olduğuna dair bilgisi, duygusu veya şuuru yoktur. Ama başkası bu eylemi yaptığı zaman şiddetle itiraz edebilir. Bir başka örnekte ise; Heteroseksüel yaşantı içerisinde eşine sadık, namus bekçisi olan Bay M; internetten tanıştığı birisi ile eşcinsel ilişkiye girebilir, daha sonra sadakatten bahsedebilir, homofobik davranışlara girebilir. Yatay yanılmanın altında kalan arzular bastırma savunması başarılı olduğu sürece bilinçli hale gelmezler; oysa dikey yarılmanın kişiliğin ana gövdesinden ayrı tuttuğu inkar edilmiş olanlar belli bir zaman dilimi içinde bütünü ile bilinçli olarak yaşanırlar. Ancak dikey yarılmanın iki yanındaki bilinçlilikler birbirlerini görmemektedirler.
Kohut'un ilgi alanı olan narsistik kişiliklerin yapısında hem yatay, hem de dikey yarılma bulunmaktadır. Bu kişiliklerde kişiliğin ana sektöründen inkar savunması ile ayrı tutulan büyüklenmedir. Kişiliğin ana sektöründe ise utanç ve küçük düşme duyguları ve değersizlik (öz-değer mahrumiyetleri) bulunur. Kohut'a göre bu kişiliklerde yatay yarılmanın bilinçdışı kıldığı alanda depresyon ve ilkel narsistik gereksinimler mevcuttur. Kohut'a göre böyle bir kişiliğinin tedavisinin ilk bölümünde, inkar edilen ve böylece kişiliğin ana sektöründen ayrı tutulan parçalar danışana gösterilir. Bu çalışma uzunca bir süre alır. Bu parçaların kişiye tekrar tekrar gösterilmesi sonucunda, birbirinden dikey yarık ile ayrı tutulan kişilik bölümleri bütünleşmeye başlar. Dikey yarığın ortadan kaldırılması ile ego kuvvetlenir. Ego’daki bu kuvvetlenme yatay yarığın altında kalanlara yönelme için önemli bir avantajdır.
Kohut'un yatay yarık-dikey yarık ikilemine benzer bir katkısı suçlu insan-trajik insan tanımlamalarıdır. Kohut'un yatay olarak yarılmış nevrotik insan için suçlu insan tanımlaması yaptığını görürüz. Zevk peşinde koşan bu insan içsel çatışmalar ve çevresel engellemeler yüzünden arzularını doyuramaz. Dikey olarak yarılmış trajik insan önceden belirlenmiş narsistik gelişim sürecini çeşitli engeller yüzünden yaratıcı ve doyum verici bir şekilde yaşayamaz. Önceden belirlenmiş narsistik gelişim süreci çekirdek kendilik (nuclear self) özelliğidir. Çekirdek kendiliğin, yetişkinin kendiliğiyle karşılaştırıldığında ne kadar ilkel kalsa da, özellikle başta annenin olmak üzere ebeveynin zihninde, doğacak çocukla ilgili belirli umut, düş ve beklentilerinin oluşmasıyla sanal olarak başlamış bir gelişimsel sürecin son noktası olup, başlangıçtan itibaren zaten karmaşık bir yapı olduğunu anlarız. İki uçlu yapıda olduğu kavramsallaştırılan çekirdek kendilik ortaya çıkar; arkaik çekirdek hırslar bir kutbu, arkaik çekirdek idealler diğer kutbu oluşturur. Bu iki kutup arasındaki gerginlik yayı çocuğun çekirdek beceri ve yeteneklerini arttırır, gelişmemiş beceri ve yetenekler yavaş yavaş yetişkinlerin kendi olgun kendiliklerinin üretim ve yaratımında kullandıklarına dönüşür. Çekirdek kendilik, gelişim sürecinin önceden belirlenmiş programını içinde barındıran bir tohum gibidir. Bu program, çekirdek kendiliğin narsistik gelişiminin üç kutuplu yolunda yürüme planını içerir. Ancak, bu tohumun yeşermesini sağlayacak optimal (bir başka deyişle narsistik olarak kolaylaştırıcı) bir durumun var olmaması trajik bir sonuca dönüşür. Narsistik gelişim sürecinin doğal özellikleri büyüklenmenin ve yüceleştirmenin abartılarına dönüşür.
Gerçeği, duyabildiğimiz ve görebildiğimiz tüm unsurlarıyla anlatmaya bütünlük diyoruz. Bütünlük kavramını bütüncül sözcüğü niteler. Bütüncül sözcüğünün İngilizce’si holistic’tir ve Türkçe’de holistik biçiminde okunur. Evreni iç içe geçmiş katmanlardan oluşan bir modelle anlatan yaklaşıma holografik model diyoruz. Holografik, bütüncül anlatım demektir ve bu anlamda bütüncül (holistic) kavramını temel alır. Bütün bilim alanlarında bütüncül yaklaşımlara duyulan ilgi artmaktadır. Bu ruh sağlığı alanı için de geçerlidir. İnsanı tek bir ekole göre ele alan yaklaşımlar birçok ruh sağlığı sorununun giderilmesinde başarısız kaldığı için terapide bütüncül yaklaşıma başvurularak, var olan ekollerin danışan için en fayda verici tekniklerinin bir arada kullanıldığı yaklaşımlar her geçen gün ağırlık kazanmaktadır. Yurtdışında bir kısım hekimler tedavilerin etkilerini artırabilmek için bir takım yöntemler uygulamaktadırlar. Bunlardan dikkati çeken birisi de yoğunlaştırılmış psikoterapi çalışmalarıdır. Bu tip uygulama yapan hekimler az sayıda danışanla yoğun bir şekilde çalışarak daha kısa sürede belirli hedeflere ulaşmayı amaçlamaktadırlar. Bu uygulama genellikle ciddi bazı cinsel ve ruhsal rahatsızlıklarda tercih edilmektedir. Özellikle ruhsal sıkıntılarda uygulanmaya çalışılmaktadır. Gelişmiş ülkelerde bir psikoterapi kültürü bulunduğundan ve bu kültürün toplumsal bir kabulü oluştuğundan danışan psikoterapist ilişkilerinde çok ciddi bir sorun yaşanmamaktadır. Psikoterapiste müracaat eden danışan şuurlu, bilgili ve amaçlı olarak gelmektedir. Nereye geldiğini, niçin geldiğini ve başına neler geleceğini genel anlamda değerlendirebilecek durumdadır. Dolayısıyla psikoterapi çalışmalarının uzun süreli ve zahmetli olması sorun yaratmaz. Ülkemizde ise tablo bu şekilde değildir. Psikoterapi, ülkemizde hem terapistler hem de danışanlar tarafından bilinmeyen veya çok az bilinen bir süreçtir. Bireyler ruhsal problemlerini ve sıkıntılarını geleneksel bir takım yöntemlerle halletmeye çalışırlar. Danışanlar üfürükçüye, muskacıya, medyuma, mezar ziyaretine, kurşun dökmeye, nazar savuşturmaya yönelirler. Bu şartlarda psikoterapi denen ve konuşarak sürdürülen bir tedavi şekli nasıl mümkün olacaktır? Terapist ne yapacaktır da danışan fayda görecektir? Yani Türk insanı terapistten radikal çözüm beklemektedir. Bu nedenle Türk insanının temel beklentilerine cevap vermeye yönelik çalışmalar yapma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. İnsanımız kısa sürede bir takım değişimler beklemekte, ücretini ödediği tedavi programının işe yaradığına ve yarayabileceğine kısa sürede inanmak istemektedir. Beklemeye tahammülü yoktur. Bu nedenle de erken boşalmaktadır. Acelecilik bilinçdışı erkeği erken boşalmaya programlar. Danışan doğru yerde olduğundan, doğru şeyi yaptığından ve hastalığının orada düzeleceğinden emin olmak istemektedir. Bu da onun en doğal hakkıdır. Destekleyici ve eğitime dayalı yoğunlaştırılmış holistik psikoterapi sürecinde bu taleplerinin gerçekleştirilebileceği gösterilir ve buna inandırılırsa, tedaviye olan inanç artmakta, tedavi işbirliği devam etmekte ve tedaviyi terk etme oranı çok azalmaktadır.
Terapide nasıl bir süreç yaşanır?
1-İlk Görüşme: Danışanın başvurduğunda şikayetlerinin dinlenerek, terapistin ona yardım olup olamayacağına karar verdiği ilk görüşmede; terapinin çerçevesi çok net olarak çizilir. Yani terapinin şartları, ücreti, randevu takvimi gibi konularda danışan ve terapist bir mutabakata varır ve bir terapi kontratı yapılır. Danışana terapi süreci hakkında bilgi verilir. Süreçte mevcut sıkıntıların artabileceği, daha kötü olabileceği ama bu süreci yaşamak zorunda olduğu anlatılır. Yaşadıklarının bir kader olmadığı vurgulanır.
2-Değerlendirme Görüşmeleri
3-Hücum Tedavisi
4-İdame Tedavisi
5-Derinliğine Çalışma
6-Ayrılma Süreci
7-Otoanaliz
Yoğunlaştırılmış terapi nedir? “Hücum tedavisi” ismini verdiğimiz yapılandırılmış bir programda; her bir seansta yapılacak olanlar standardize edilmiştir. 10 seanslık yoğunlaştırılmış bu eğitim programı mümkünse 10 gün üst üstte hatta günde 3–4 seans şeklinde yapılmalıdır. Bu programda derin hayat hikâyesini dinlemek, cinsel öykü almak, formülasyon oluşturmak, ruhsal ve psikolojik bilgilendirme yapmak, tedavi yöntemi ve stratejileri öğretmek ve öğrenilen tedavi stratejilerinin uygulamaya geçirilmesi esastır. Hücum tedavisi bittiğinde danışanın zihninde her şey berraklaşmaya başlar. Belirsizlikten ve bilinmezlikten kaynaklanan yoğun kaygı, korku ve endişeler her şeyin netleştiği bir şablonda en asgariye indirilir. Hücum tedavisi sonucunda danışanlar doğru yerde olduklarından, doğru şeyi yaptıklarından ve sonuca ulaşacaklarından emin olmaya başlarlar. Hücum tedavisinin hemen ardından danışanlara bir idame tedavisi öngörülür. Klinik tablonun şiddet derecesine göre haftalık görüşmelerin sıklığı belirlenmekte, iyileşme belirtileri çoğaldıkça görüşme sıklığı azaltılmaktadır. Esas hedefin ortalama 6 ay sonunda hastalığı tamamen kontrol altına almak olduğu vurgulanmaktadır. Bazı hastalıklarda tedavi 6 ay gibi bir sürede biterken, bazı klinik tablolarda yıllara varan bir süreç işlemektedir. 6 aylık tedavi programını başarıyla bitiren danışandan 2 yıl süreyle zaman zaman terapistle irtibata geçmesi ve iletişim kurması istenir. Bu şekilde verilen tedavinin kalıcılığının sürekli olup olmadığı incelenebilir. Hücum tedavisi içinde uyguladığımız bu yaklaşım, davranışçı, bilişsel, dinamik, varoluşsal, geştalt gibi bireysel psikoterapi teknikleri ve çift terapisi tekniklerini içeren holistik psikoterapinin uygulanması şeklinde olmaktadır. Terapi süreçlerinin etkinliğini göstermek ve kişideki değişimi belirleyebilmek için danışanların izin vermesi koşuluyla tüm tedavi süreçlerinin DVD kayıt sistemiyle sürdürülmesi çok faydalı olur. Bu kayıtlar danışanlara belirli zaman diliminde seyrettirilerek kendi yapıları ile ilgili iç görü kazanmaları hedeflenir. Böyle bir tedavi programı destekleyici ve eğitime dayalı olduğu için belirli bir eğitim seviyesi gerektirmektedir. Ayrıca hücum tedavisini bitiren danışanlar gerek görüldüğü takdirde özel olarak oluşturulmuş grup terapilerine (erken boşalma grubu, empotans grubu vb.) alınabilir ve bireysel beceriler ilk sosyal laboratuar olan grupta hayata geçirilebilir.
Holistik Psikoterapi
—Holistik psikoterapi; mecazi olarak her yağmurda akan çatıdan sızan suların, eve yayılmaması için, akan yerlere leğen koymak yerine çatıyı aktarmaktır. Böylece yağmur yağdığında evi su basmaz.
—Tedavi diye kastedilen sadece semptomların yani hastalık belirtilerinin geçmesi değil; hastalık belirtilerini yaratan bilinçdışı çatışmaların çözümlenmesi, huzurlu ve mutlu bir hayatın oluşması, çift ilişkisinin düzenlenmesi ve sağlıklı bir cinselliğin yaşanmasıdır.Yani arka planda yatan bataklığın kurutulması gerçek tedavidir. Bütün mesele, hastalık belirtilerini ortadan kaldırmak değil, bu belirtileri yaratan etmenleri ortadan kaldırmaktır. Çünkü sadece hastalık belirtilerini ortadan kaldırmaya çalıştığımıza başarısızlık genellikle beklenen bir durumdur. Bataklıktan kurtulmak için o yüzden deriz ki; “şikayet ettiğiniz hastalık belirtileri birer sivrisinektir, bunları öldürebiliriz ama yenisi gelecektir, değişik sinek türleri de vardır.” Bunun üzerine “o zaman gelin birlikte bu bataklığı bulalım. Bu bataklığa isim koyalım, bataklığı kurutalım. Şimdi bu bataklığı besleyen nehirler var. İçimizde akan nehirler, etrafımızda günlük yaşantımızın doldurduğu nehirler var. Bu nehirleri kurutalım. Ardından bu bataklık kuruyacaktır. Kuruduktan sonra burada istediğimiz çiçeği yetiştiririz.” deriz. Çünkü hastalıklar kader değildir.
—Klasik tedavi yöntemlerine yanıt vermeyen, tam olarak tarif edilmesinde sıkıntı duyulan şikayetleri olan (iç daralması, boşluk hissi, yutulma veya terk edilme kaygıları, bazen “ben sanki ben değilim” hissine kapılma vb.) ve bilinçdışı çatışmalara bağlı daha ağır iç çatışmaları olan danışanlarda uygulanır.
—Kişiden kişiye hastalığın derecesine ve uygulanacak tedavi yöntemlerine göre tedavi ücreti farklılıklar gösterebilir. Bu ucu açık bir süreç olan Avrupa Birliği Türkiye ilişkileri gibi ucu açık bir tedavidir. 3 aydan başlayarak, 6 aya veya 6 yıla kadar devam edilebilen bir tedavi sürecine danışan hazır olmalıdır. Çünkü rahmetli Cenk Koray'ın söylediği gibi danışanın kutusu açıldığında; bazen çok yoğun bilinçdışı çatışmalar veya kişilik patolojilerinin varlığıyla karşılaşılabilir.
—Terapiye 10 seanslık yoğunlaştırılmış hücum tedavisi ile başlanır.
—Hücum tedavisinin ardından danışan haftada 1 veya 2 seans ile takibe alınır. Daha sonra seans aralıkları haftada 1’e indirilir, ardından 15 günde 1’e, ardından ayda 1’e, ardından 3 ayda 1’e ve 6 ayda 1’e indirilerek terapi sonlandırılır.
—Hücum tedavisinde;
—danışanın zihinsel durum muayenesi yapılır,
—danışanın sorun listesi çıkarılır ve her bir sorun 100 üzerinden puanlanır,
—gerekli olan testler ve ölçekler kullanılır,
—hipnoza yatkınlık testleri uygulanır,
—aile hikayelerini ve ilişkiler örüntüsünü gösteren sembolik/grafiksel bir harita olan genogram çıkarılır yani aile hikayesi alınır,
—kişinin ayrıntılı hayat hikayesi alınır,
—kişiye psikolojik ve cinsel eğitim verilir, bu eğitimlerde kişin aile ve ayrıntılı hayat hikayelerindeki veriler kullanılarak içgörü kazandırılması hedeflenir.
—Yoğunlaştırılmış hücum tedavisi için 10 seanslık ücret baştan peşin alınır, daha sonra her seans için artı bir ücret alınır. 10 seanslık ücretin baştan peşin alınması çok tartışılmıştır. Ama parayı baştan veren danışanların tedaviye bağlılığı, inancı ve tedavi sürelerinin kısalığı terapisti bu yola itmiştir. Terapiyi yarıda kesen veya devam etmeyen danışanların ücretleri geri iade edilmez. 24 saat önceden haber verilmeden gelinmeyen seanslar yapılmış sayılır ve ücretlendirilir. O seans danışana aittir, gelip gelmemek onun seçimidir, gelmemesi de bir sonraki seansta tartışılarak tedavi edici bir etmen olarak ele alınır. Ayrıca terapistin randevuları doludur ve ona göre kendisini ayarlamıştır.
—Danışanlardan verilen kitapları okumaları, eğitim DVD’lerini seyretmeleri ve ardından 24 saat düşündükten sonra terapiye başlama kararı vermeleri istenir. Çünkü aceleyle verilen kararlar sağlıklı olmaz.
—Aşağıdaki kontrat maddelerini kabul eden ancak terapi süreci içinde bunlara uygun davranmayan danışanlar önce uyarılır. Eğer kontrat maddelerine tecavüze devam ederlerse terapinin kesileceği hatırlatılır. Yine devam ederlerse terapi kesilir ve o güne kadar yapılan her seans için bir muayene ücreti düşülerek baştan alınan yoğunlaştırılmış hücum tedavisi ücretinin kalanı geri iade edilir ve terapi sonlandırılır.
—Yoğunlaştırılmış hücum tedavisi süreçlerinde, tedavi süreçlerinin etkinliğini göstermek ve kişideki değişimi belirleyebilmek için tüm tedavi süreçleri DVD kayıt sistemiyle sürdürülmektedir. Yani danışanın yazılı veya sözlü onamı alınarak tüm süreç DVD ile kayıt altına alınır. Bu kayıtlar danışanlara belirli zaman diliminde seyrettirilerek kendi yapıları ile ilgili içgörü kazanmalarında büyük yarar sağlamaktadır. Ancak DVD kayıt sistemi her danışana önerilir ama kararı danışan verir.
—Kontrat maddelerimiz ise şunlardır;
—Aşağıdaki maddeleri başından kabul eden danışanlar terapiye alınır,
—Danışan birlikte belirleyeceğimiz randevu takvimine uymaya söz vermelidir,
—Danışan terapist tedaviyi kesmeden tedaviye ara vermemelidir,
—Danışan terapi sürecinse boşanma, ayrılma, iş değiştirme vb. hayatını etkileyecek kararlar almamalıdır ya da bu kararlarını uyguladıktan sonra terapiye gelmelidir,
—Danışan verilecek ev ödevlerini yapmaya söz vermelidir, çünkü yapmamakla, yapamamak ayrı şeylerdir,
—Danışan her konuda terapistine açık, samimi ve dürüst olmaya söz vermelidir,
—Danışan dışavurumlarını kontrol altına almalıdır, kendisine ve çevresine zarar vermeyeceğine de söz vermelidir,
—Danışan kitaplarımı, önereceğim diğer kitapları ve kendisi için hazırladığım ders notlarını okumaya ve verilecek eğitim DVD’leri seyretmeye ve notlar almaya söz vermelidir.
Kaynaklar
1- Holistik Psikoterapi - A. Cem Keçe
2- Erken Boşalmanın Üstesinden Gelmek - A. Cem Keçe
3- Vajinismusun Üstesinden Gelmek – A. Cem Keçe
4- Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı - A. Cem Keçe
5- Edebi Cinsellik - A. Cem Keçe
6- Bütüncül Psikoterapi – Tahir Özakkaş
7- Kendiliğin Yeniden Yapılanması - Heinz Kohut
8- Kendiliğin Çözümlenmesi - Heinz Kohut
9- Kişilik Bozuklukları - James F. Masterson
10- Bağlanma Kuramı ve Nörobiyolojik Kendilik Gelişimi Açısından Kişilik Bozuklukları - James F. Masterson
11- Borderlien Yetişkinlerde Psikoterapi - James F. Masterson
12- Kişilik Bozuklukları - James F. Masterson
13- Psikanaliz ve Sonrası - Engin Geçtan
14- Varoluş ve Psikiyatri - Engin Geçtan
15- Psikodinamik Psikiyatri ve Normaldışı Davranışlar - Engin Geçtan
16- Dinamik Psikiyatri Kuramı ve Uygulaması - Edwin R. Wallace
17- Psikanalizden Dinamik Psikoterapilere – Yavuz Erten – Cahit Ardalı
18- Kişilik Bozukluklarının Bilişsel Terapisi - A.T. Beck
19- Kişilik Kuramları – Gülgün Yanbastı
20- Günümüzde Psikoterapi - Saffet Murat Tura
21- İnsan Yavrusunun Psikolojik Doğumu - Margaret S. Mahler, Fred Pine, Anni Bergman
|
|
|